Usta yönetmen Atıf Yılmaz, 1977 yılında, Ali Özgentürk'ün Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un eserinden mükemmel bir şekilde uyarladığı senaryoyu beyaz perdeye taşıyarak Türk sinemasına bir başyapıt hediye etti. Evet kim ne derse desin "Selvi Boylum Al Yazmalım" Yeşilçam'da bugüne kadar yapılmış; içten içe insanı her seyredişte alıp bir yerlere götüren, iç çektiren en iyi filmlerden biri. Atıf Yılmaz "sevgi mi-emek mi?" sorunsalı üzerine kurduğu "Selvi Boylum Al Yazmalım"la, insancıl ilişkilere yeni bir yaklaşım getirdi. Duyarlı ve sıcak bir anlatım içinde aktardığı filmde, Kadir İnanır-Türkan Şoray-Ahmet Mekin üçlüsünün muhteşem oyunları uzun yıllar hafızalardan silinmedi. Filmi etkili kılan önemli bir etken de aşkı hiçbir abartıya yer vermeden olgunlukla anlatmasıydı. İlyas ilk görüşte âşık olduğu Asya'ya abayı yakınca Mecnun gibi ona kavuşmanın özlemiyle her türlü çılgınlığı pervasızca yapar. Niyahet emeline ulaşır; ancak vuslat aşkın miladı değil, celladı oluverir. Âşıklar yakınlaşır; ancak dupduru aşkları uzaklaşır. Öyleki İlyas, Asya'sını günün birinde terk eder ve başka kadınlarla gönül eğlendirir. Türkan Şoray, filmin finalinde; aşık olduğu ve fakat kendisini terkeden ‘aşkı’ ile; bulunduğu zor durumda kendisine ve yavrusuna kucak açan ‘eşi’ arasında seçim yapmak zorunda kaldığında, kendisine sorar ve yanıtlar: “Sevgi neydi?.. Sevgi emekti..." Eminim insanlar bu filmi her seyredişinde kendi hayatından bir şeylerle yüzleşti ya da hâlâ yüzleşiyor. İnsanlar sonunu bilmesine rağmen "Selvi Boylum Al Yazmalım"ı "Bu benim hayatım ve bu benim" diyerek yıllarca seyretti. "Sevgi emekti..." lafına sevdalı nice insan da hayat devam ettikçe bu filmi seyretmekten usanmayacak. İlyas ile Asya arasındaki aşk, sonu mutlu bitmese de bence doğallığı ve tutkusu ile eşine az rastlanır türden. Günümüz de ne sevgilisini kamyonuyla kovalayacak kadar gözüpek, aymaz ve çılgın İlyaslar kaldı ne de Asya gibi yürekten seven ve tutkusuna toz kondurmayan vefalı dilberler. Aşklar ise her tarafımızı saran, günlük hayatı adeta dizginleyen sanal dünyanın elinde renksiz, miskin ve somurtkan bir hale büründü. Romantizm şimdilerde üzeri tozlanmış eski bir sandık. Aynalar sevgiliye söylenecek şiirlerden uzun zamandır mahrum. Ve aşkın gözü kör değil artık. Ferhatlar, Şirinlerin yüzüne cıvıl cıvıl gözlerle bakmıyor günümüzde. Eskiye özlemin içinde sanıyorum eski aşklara da özlem yatıyor...